Güzeller Güzeli Batı Karadeniz.

Bu gezi planını yaparken o kadar heyecanlandım ki, öncelikle Karadeniz benim için Türkiye’nin en güzel köşelerinden biri, en son 9 yaşındayken babam getirmişti Artvin’e kadar. Sonra da Girts ilk defa Türkiye’nin Batı Karadeniz bölgesini göreceği ve çok beğenmesini istediğim içindi. Ama sonuçta Batı Karadeniz’e hayran oldu.  Özellikle Batı Karadeniz’i tercih etmiş olma sebebimiz; tura arabayla İstanbul’dan başlayacak olmaktı. Size de tavsiyem İstanbul’dan başlamanız ve değişen o güzel  doğaya yakından şahitlik etmeniz.

Batı Karadeniz Turu Çadır ile

Batı Karadeniz Turuna Nereden Başlamalıyız?

Kamp malzemelerimiz, çadırımız, yastıklarımız, ocağımız, kap-kaçak herşeyi arabaya doldurup İstanbul’dan ayrılıyoruz. Batı Karadeniz rotamızı google map üzerinde görebilirsiniz. Bolu’ya yaklaştıkça etraf daha da yeşillenip güzelleşiyor. Bolu ve etrafı tamamen ayrı gezilmesi gereken bir cennet bu yüzden burayı başka bir sefere bırakıyoruz. Hedefimiz Amasra. İstanbul-Amasra arası yaklaşık 450 km. İstabul’dan oksijen cennetine sadece beş buçuk saatte varabilirsiniz.

Amasra’da ilk kamp yaptığımız yer Akarsu Camping, burası bir tepenin üstünde, plajı, kalacak odaları, kamp yerleri ve dilerseniz yemek yiyebilceğiniz bir kamp yeri.

Amasra İstanbul’dan maksimum altı saatte gelebilceğiniz muhteşem bir yer burası, altı saat İstanbul trafiğinde, arabaların arasında, kalabalığın içinde kalanlar için hiç fazla bir süre değil. Biz gelir gelmez çadırımızı kurup, havlularımızı alıp sahile indik. O kadar acıkmışız ki Köfte ekmek, ev patatesi bir de iki bira sipariş ettik. O an tek düşündüğüm ”şu an daha güzel olamazdı” Plaj tertemiz, su masmavi, etraf mis gibi yaz kokuyor, biranın tadı daha güzel. Çadır ile seyahat etmenin en büyük avantajı da bu zaten, doğayla nerede isterseniz orada iç içe olmak. Bazıları kamp yapmaktan çekinir ama çekinmeyin. Bir kere deneyin.

Amasra Akarsu Camping

Gözlerinizi kapatın ve hayal edin. Gece yıldızları izleyerek, tertemiz havada uyuyorsunuz ve sabah kalktığınızda sizi bu manzara karşılıyor. İşte bu bizim bir milyon yıldızlı lüks otelimiz. Öyle huzur verici ki.. Yazarken bile özlüyorum..

Amasra’da Ne Yenir?

Gün batımını izleyip Amasra merkezini görmek ve herkesin bahsettiği Amasra salatasını ve taptaze balıkların tadına bakmak için şehir merkezine gidiyoruz. Amasra’nın ne kadar gelişmiş olduğunu görünce biraz şaşırıyorum, aslında daha küçük ve kendine özgü bir yer beklediğimden olsa gerek. Fakat sokaklar kalabalık, restaurantlar dolu, cıvıl cıvıl bir yer. İyice acıkmak için sahilde yürüyüşümüzü yapıp, hikayesi de ayrı güzel olan Amasra Kalesi’ni ziyaret ediyoruz.

Yerlilerle konuşup yemek yiyeceğimiz yere karar veriyoruz, çoğunluk Mustafa Amca’nın Yeri’ni hem yemekleri hemde manzarası için bir numara olarak gösteriyorlar. Gerçekten de öyle. İskelenin üzerinde, denizin üstünde masanız, mis gibi deniz kokusu, Amasra salatası, mezeleri, kalamarı, e tabii bir kadeh rakısı ile Mustafa Amca bize mükemmel bir akşam yaşatıyor. Amasra’ya yolunuz düşerse mutlaka bir uğrayın derim.

Sabah günün ilk ışıkları ve kuş sesleriyle uyanıyoruz, vücudu uyandırmak için de hemen denize atlıyoruz, bundan daha güzel bir uyanma şeklinin olduğunu düşünmüyorum. Küçük ama kullanışlı çadırımızı ve eşyalarımız toplayıp hemen yola çıkıyoruz. Hemen bir ayrıntı geçiyim evet iki çadırla seyahat ediyoruz çünkü birinin taşıması kolay, diğeride kocaman ev gibi. Kamp yerinin uygunluğuna göre karar veriyoruz hangisini kuracağımıza. Arabayla seyahat etmenin en sevdiğim yanlarından biri de istediğimiz yerde durabilmemiz veya ilgimizi çeken birşey olursa direksyonu oraya kırabilme özgürlüğümüz. Yol o kadar güzel ki heryer yemyeşil, deniz solunda, müzik sana eşlik ediyor.

Valla Kanyonu’na Nasıl Gidilir?

İstikamet çok merak ettiğimiz Batı Karadeniz’in en güzel yerlerinden Kastamonu sınırları içinde ki Valla Kanyonu. Amasra’dan Valla Kanyonu 145 km. Daha kısa bir yol var ama biz uzun ve deniz kenarından olanı tercih ediyoruz. İyi ki de öyle yapıyoruz çünkü şu manzaraya karşı kahvaltı etme şansını yakaladık. Havadan mıdır, sudan mı yediğimiz herşey çok güzel. Vakit kaybetmeden yola çıkmanızı öneririm çünkü Valla Kanyonu’na giden yol o kadar güzel ki mutlaka durup biraz yürümek isteyip, fotoğraf çekeceksiniz.  O yüzden zaten yol tahmin ettiğinizden fazla sürecek ama tatildesiniz ve zamanla işiniz yok her anın keyfini çıkarın. Merak edenler için

  yolun bir bölümünün videosunu Youtube kanalıma yükledim.

Kastamonu ili sınırlarına da yayılan Küre Dağları Milli Parkı kesinlikle ayrı gezilmesi gereken bir yer. Heryerini görmek için buraya taşınmalı ve en az üç ay yaşamalısınız. Valla Kanyonu Pınarbaşı İlçesi Muratbaşı Köyü’nde bulunuyor. Yolun neredeyse tamamı asfalt, köye ulaştıktan sonra toprak yol başlıyor ama bu da doğallığın işareti. Biz direk Muratpaşa köyüne gidiyoruz. Köye girdiğinizde sağ tarafınızda bir köy evi kalacak, burası aynı zamanda mükemmel gözlemeler yapan bir aile işletmesi. Biz gittiğimizde kimseler yoktu. Önce küçük bir çocukla arkadaş oluyoruz sonra öğreniyoruz ki dedesi bu küçük köy evinin sahibi, aynı zamanda köyün muhtarı. .

Bize kanyon geçişi yapamayacığımızı çünkü suların çok yüksek olduğu bilgisini de kendisi veriyor. Önce gelin bir gözleme yiyin sıcak çay için diye bizi eve davet ediyor. Manzara öyle güzel ki bütün gün orada oturabilirsin. Tabii gözlemelerin lezzetinden bahsetemeye gerek yok tahmin edebilirsiniz. Girts o kadar beğendiki muhtar amcamıza arsa fiyatlarını bile sordu. Sonuç Muratbaşı Köyüne yerleşiyoruz. (Yerleşmediler) Muhtar amcamız hemen bize bir tur rehberi ayarlıyor ama Mustafa aslında bir tur rehberi değil. Hayatı bu köyde geçmiş bir çoban ve gelen turist olursa onları gezdiriyor. Evlenip yuva kurmak isteyen Mustafa istediği gibi bir kız bulamamaktan şikayetçi, köyünü ve hayvanlarını seven doğa aşığı bir insan.

Valla Kanyonu

Peşine takılıp Batı Karadeniz harikası Valla Kanyonu’nu ondan dinleyerek 4 saat geçiriyoruz. Kanyon’un bulunma hikayesi de çok enteresan.  1994 yılında İstanbul Teknik Üniversitesinden gezmek için buraya gelen dört öğrencinin kaybolup, on dört gün sonra Kastamonu’nun başka bir şirin ilçesi olan Cide ilçesinden çıkmaları sonucu keşfedilmiş. Tam Girts ve benim yapacağım bir iş gibi duruyor:)  Kanyon’a giderken yürüdüğümüz yol çok ama çok güzeldi. Mustafa bize burada ayıların yaşadığını ve yanımızda kimse olmadan gezmenin tehlikeli olduğunu söylediği için yanından ayrılmıyoruz.  Eğer doğru zamanı yakalayıp kanyon geçişi yapmak isterseniz mutlaka profesyonel yardım almalısınız, Muhtar amcamızı bulun, o size doğru insanı bulacaktır. Kanyon geçişini merak ediyorsanız youtube da çok az sayıdaki videolardan birini buraya tıklayarak seyredebilirsiniz.

Yolun sonuna geldiğinizde sizi seyir terasına çıkan merdivenler karşılayacak. Buradan kanyonun büyüklüğünü, kanyona giden yolu, suyun sesini ve aslında insanoğlunun ne kadar küçük olduğunu size hatırlatacak manazaralara hazır olmalısınız. Biz kendimizden emin olduğumuz için Mustafa’yı geri gönderip seyir terasının 1 saat keyfini çıkardık. Farkında olduğum tek bir şey vardı, burası çok yakında popüler olacaktı ve biz dağlarla yalnız kalma zevkini bir daha yaşayamayabilirdik. Önce biraz sessizliği dinledik sonra buraya yerleşmenin hayallerini kurduk (tekrar ediyorum yerleşmediler:) Girts tabii ki seyir terasından paraşütle atlamanın hayallerini kurdu, benimse tek hayalim bu kanyonu geçmekti.

 

 

 

 

 

Acıkan karnımızı tekrar o güzel gözlemelerle doyurmak ve çadırı kurmak için dönüş yolunu biraz uzatıp, yarın için kanyona gelen suyun kaynağını gözümüze kestirip köye geri dönüyoruz. Bugün gün batımı konusunda şansımız yok çünkü hava kapalı ama hava açık olsaydı şahane bir manzarayı izleyebileceğimizi bilerek ve buraya mutlaka hayallerimizi gerçekleştirmek için geri döneceğimiz sözünü vererek kanyona veda ediyoruz.

 

Valla Kanyonun’da Nerede Kamp Yapılır?

Bu soruyu Muhtar amcamıza sorduk, çadırı istediğimiz yere atabileceğimizi sadece ateş yakmamamızı ve inekleri rahatsız etmememizi söyledi. Köy evinden sağa doğru biraz yürüdükten sonra düzlük ve açık bir alan bulduk, uyandığımızda ki manzaramız Küre Dağları ve Batı Karadeniz olsun istedik. Uçurtma uçurmak için harika bir rüzgar vardı, Girts onu hazırlarken bende gözlemeleri alıp geldim, yanına da güzel bir kırmızı şarap, insan daha ne ister ki? Çadırı kurduğumuz yere döndüğümde gördüğüm manzaraya bakılırsa çoktan inekleri rahatsız etmiştik ama biraz koklayıp bize alıştıktan sonra evlerini bir günlüğüne de olsa bize bıraktılar.

Hava kararana kadar vaktimizi köye ilk geldiğimiz de tanıştığımız ufaklığa uçurtma uçurmayı, frizbi oynamayı öğreterek geçirdik, hem o hemde biz çok eğlendik. İneklerin frizbi sevmediğini de bu köyde öğrenmiş olduk.  Ufaklığı evine gönderip sabah kahvaltı için sözleştik. Arkadaş bulduğu için çok mutlu görünüyordu.

 

 

 

 

Hava konusunda o kadar şanssız olmadığımız gece kapkaranlık olunca ortaya çıktı, müziğimiz, kitaplarımız ve sadece biz. Yıldızların ve ayın ışığı altında bugün hala iç çekişiyle özlemle hatırladığımız geceyle veda ediyoruz bu özel köye.

 

Sabah ineklerin artık gidin uyarılarıyla uyanıp, çadırı topluyoruz ve ineklerden özür dileyip köy evine kahvaltı etmeye gidiyoruz. Muhtar amcamız ve torunu bizi nerede kaldınız bakışlarıyla karşılıyorlar, gelin hanım çoktan çayı koyup kahvaltıyı hazırlamış hep beraber oturup kahvaltımızı ediyoruz. Girts’in şaşkın bakışları gözümden kaçmıyor ve ülkemin misafirperver,candan,alçakgönüllü insanlarıyla bir kez daha gurur duyuyorum. Dün gözümüzü kestirdiğimiz yerden bahsediyorum Muhtar amcaya, oraya gitmenin kolay olmadığını, kaybolabileceğimizi söylüyor, kaybolmaktan korkmadığımız için (sonra çok korktular) yolu tarif ettiriyoruz ve bu güzel insanlara veda ederek köyden ayrılıyoruz.

Ve yaklaşık 3 saat kayboluyoruz. Benzini çok az olan arabamızla gitmek istediğimiz yeri bulamadığımız gibi, arabayı çamurlara saplayıp kurtarmakla, sadece bir arabanın geçebileceği bir tarafı uçurum olan yollardan, amazona benzettiğimiz ormanlardan, ana yolu bulmamız tam üç saat sürüyor. Muhtar amcamız tabii ki de haklı çıkıyor. Ama biz çok mutluyuz çünkü zamanla işimiz yok, ayılara rastlamadığımız sürece güvendeyiz. Yerleşim olan bir yeri bulduğumuz da hemen benzin almak için duruyoruz ve arabanın çamurla kaplı olduğunu görüp yıkatmaya karar veriyoruz. Sinop’a doğru yola çıkıyoruz ama Sinop ayrı bir yazı konusu okumak için buraya tıklamanız yeterli.

 

Yason Kilisesi

Yason Kilisesi’ne yaklaştıkça Karadeniz hırçın havasını iyice hissettiriyor. Biz Artvin’li olduğumuz için dokuz yaşlarındayken babam bizi araba ile Artvin’e götürmüştü. O zamandan hatırlıyorum Uzun Saçlının Yeri’ni. Bende Girts ile tanıştırmak istedim Uzun Saçlı’yı. Taze çaylarımızı içerken muhabbet ettik kendisiyle biz ona hikayemizi anlattık, O da bize kendi hikayesini. 1968 yılında Ankara’dan gelip buraya yerleşiyor ve dedesinden kalma çay ocağını işletmeye başlıyor. Başlarda normal bir çaycı olsa da onun dokunuşlarıyla burası herkesin çay içmek ve onunla fotoğraf çektirmek istediği bir yer haline geliyor.

Hava kararmaya başladığı için ve çadırı Yason Kilisesi’nin bahçesine kuracağımız için fazla oturmadan kalkıyoruz. Kilise’ye ulaştığımızda çoktan biri yerleşmiş bile. Kilise 1868 yılında inşa ediliyor ve o günden beri yapılaşmaya izin olmadığı için doğal bir güzellik olarak kalıyor. Yason ismini aldığı hikayeyi buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

 

Sinop’tan sonra hava konusunda çok şanslı değiliz. Çok rüzgara rağmen çadırı kurduktan sonra deniz fenerine doğru yürüyoruz. O kadar yalnız hissediyoruz ki sadece rüzgar ve biz. Biraz da korkutucu. Ama bir o kadar güzel. Akşam yemeği için kendin pişir kendin ye tarzı bir yer buluyoruz. O kadar acıkmışız ki, bir de sahibi Girts’in yabancı olduğunu anlayınca denenicek ne var ise hepsini getirdi, çokda beğendik eğer giderseniz Letonyalı’dan selam getirdik deyin o bizi hatırlar. Giderseniz bizim için de manzaranın tadını çıkarın. Hemen adresi buraya tıklayarak görebilirsiniz.

 

Kahraman Tost / Yemeden Dönmeyin

Sabah yağmurun sesiyle uyanıyoruz, kahvaltı için Ordu’da Kahraman Tost adında bir yeri çok tavsiye ettikleri için önce Ordu’ya geçiyoruz sonra da İstanbul. Ordu’nun çarşısında bulunan Kahraman Tost adındanda anlayacağınız gibi Kahraman abi’nin yeri. Kendisi 45 senelik tostçu ve tüm malzemeleri kendi hazırlıyor. Ekmeği,kaşarı,sucuğu herşeyi kendi köyünde hazırlayıp, dükkanında satıyor. Gerçekten buraya kadar gelmişken bu muazzam tostu yemeniz lazım. Hem Kahraman Abi’nin muhabbeti çok eğlenceli hem etrafı. Tabii ki iki tost daha paket yaptırıp oradan ayrılıyoruz. Eğer tostun nasıl göründüğünü merak ediyor, bir tost yani ne bu kadar abartıyosun diyorsanız. Bir tıklayın derim.

Mutlu,hüzünlü biraz buruk ama huzur içinde çıkıyoruz İstanbul yoluna. Her uğradığımız şehri geçtikçe, şimdiden anı olmuş anları yad ediyoruz birlikte. Taşköprü’den alıp ateşte pişirdiğimiz sarımsaklar, Kastamonu’daki ufaklığın frizbiyi hediye ettiğimizdeki yüz ifadesi , köyden aldığımız dedenin şehire kadar giderken anlattığı hikayeler, Kahraman Amca’nın hediye ettiği sucuk, Orhan abi’nin verdiği Martı Camping tişörtler üstümüzde. Saçlarımızda Karadeniz kokusu veda ediyoruz Batı Karadeniz’e.

Bize verdiğin arkadaşlar, kattığın enerji ve anılar için teşekkür ediyoruz bir kez daha Batı Karadeniz..

 

Batı Karadeniz’in İncisi Sinop yazısını okumak için buraya. İspanya Kuzey Kıyıları yazımı okumak için buraya, benden birşeyler okumak için de buraya tıklayabilirsiniz.

Dilerim yazdıklarım size yola çıkmak için ilham olur. Bir gün yollarda karşılaşmak dileği ile..

Mutlu Kalın..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.